"Enter"a basıp içeriğe geçin

Alışveriş dürtüsü

İnsan ihtiyacı olduğu için alışveriş yapar. Öte yandan aynı insanı alışveriş kurbanı yapan dürtü ise onu yoldan çıkartır. Nasıl mı? Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre insanın en temel ihtiyaçları yemek, içmek, nefes almak gibi fiziksel ihtiyaçlardır.

maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi

Temel ihtiyaçlarını gidermeyi başaran “beyni çalışan” insan piramidin tabanından yukarıya doğru basamak atlamaya başlar. Başını sokacak bir evi, geçimini sağlayacak bir işi, kendini güvende hissettirecek bir ailesi olan insan ikinci basamağa ulaşmayı başarmıştır. Bir şeyler paylaşabileceği ve dertlerini anlatabileceği arkadaşlara ve aile fertlerine kavuşan insan üçüncü basamakta yerini almış olacaktır. İnsan piramidin üst seviyelerindeki ihtiyaçlarını karşılamak isterse başkalarına saygı duymayı, fikirlere değer vermeyi ve ahlaklı olmayı öğrenmek durumundadır. “beyni çalışan” insan önce temel ihtiyaçlardan başlar ve her basamaktaki ihtiyaçları karşılanmadan üst basamağa geçmez.

İnsanlıktan uzak insan

“Beyinsiz” insan ise kendini piramidin tepesinde zanneder. İletişim kurulduğunda toplumsal olaylara duyarlı, ahlak timsali sevgi kelebeği, saygı böceği gibi davranan bu tip insan gerçekte temel ihtiyaçları bir şekilde giderilmiş ama bunların değerinin farkında bile olmayan karakterdir. Mesela nefes alır ama beynini besleyen oksijenin nefes yoluyla aldığı havadan geldiğini bilmez. Yer, içer ama o yemeği, suyu bulamayanları düşünmez. Visko yatağında mışıl mışıl uyur ama uykunun insana verilmiş müthiş bir dinlenme yetisi olduğunu idrak etmez. Bir teşekkür etmek anlamına gelen şükretmeyi aklından geçirmez.

Şimdi gelelim alışveriş dürtüsüne. İnsan bazı temel fiziksel ihtiyaçlarını gidermek için çoğu zaman para harcar. Harcadığı para karşılığında yer, içer, bazen uyur (mesela tatilde otelde uyumak), bazen cinsel ihtiyacını giderir. Öte yandan insanı temel ihtiyacından fazlasını elde etmeye teşvik eden bir içsel dürtü vardır. Kimilerinin “doyumsuzluk” olarak adlandırdığı bu motivasyonu ben, temel ihtiyaçların maddi karşılıkla temin edilen ihtiyaçlar olmaları münasebetiyle “alışveriş dürtüsü” olarak tanımlıyor ve Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde en alt basamak ile onun bir üst basamağı arasına bir ara basamak olarak yerleştiriyor, bu basamağı da tuzak olarak görüyorum. “beyni çalışan” erdemli insan bu tuzağı atlayarak geçer, “beyinsiz” insan ise tuzağa takılıp geri döner ve kısır döngüye girer.

Kısır döngüde sıkışıp kalan bu tip insan alışveriş çılgını olur. İhtiyacı olmadığı halde alışverişe merak salan insan artık bağımlıdır ve en alt basamakla ara basamak arasında gidip gelmektedir. Buzdolabını, ayakkabı dolabını, elbise dolabını ve bilumum kapaklı dolapları ihtiyaç fazlası malzemelerle dolduran insan her seferinde onca malzeme içinden giyecek kıyafet, yiyecek gıda bulamaz ve yenisini alır. İşin daha da vahim tarafı, bu insan tipi bir süre sonra aynı malın daha pahalısını almaya yönelir.

Kazıklanmaktan zevk almak

Spesifik bir örnek olarak havaalanında ve uçakta kazıklanmaktan bahsedeyim. 4,5 liraya kâğıt bardakta nescafe içen, 50 kuruşluk yarım litre pet şişe suya 2,5 lira veren, 15 liraya poğaça, 20 liraya sandviç yiyen insanın amacı ne olabilir? Kendisini gözlemleyen diğerlerine hava atarak statü sahibi olduğunu göstermek mi? Günlük hayatta maliyeti 25 kuruştan fazla olmayan pet şişe suya 50 kuruştan fazla vermeyen insan havaalanında herhalde kendini tüm ihtiyaçları karşılanmış, piramidin zirvesinde görüyor ki kazıklanmaktan gocunmuyor. Oysa evden çıkıp gideceği yere varması arasında geçecek olan maksimum 3-4 saat içerisinde ne açlıktan ne de susuzluktan ölür. Ama sorun başka işte. Alışveriş dürtüsü onu dürtüyor.

Kara Cuma efsanesi

Alışveriş dürtüsünü tetikleyen dış etkenler de var tabi. Mesela bazı medyanın kara cuma dediği, kimisinin efsane cuma diye adlandırdığı Amerikan kaynaklı bir gün var. İnsanların 24 saat boyunca büyük indirime girmiş seçili ürünleri alabildiği bu gün alışveriş çılgınlığının tavan yaptığı bir gün oluyor. Tıpkı 14 Şubat sevgililer günü, doğum günü, yılbaşı gibi. Kapitalist sistemin insanları ihtiyaçları olmayan ürünleri satın almak için para harcamaya teşvik ettiği çok başarılı günler. Kara cuma nereden mi geliyor? Kökeni 17. Yüzyılın öğrencilerine dayanıyor. Sınavlar cuma günleri yapıldığı zaman kara cuma derlermiş. Sonra mağazalar bunu kullanmaya başlamış. Kasım ayının son perşembesi şükran günü olduğu için ertesi günü de, yani kasım ayının son cumasını da 25 Aralık’a kadar sürecek Noel alışveriş sezonunun açılış günü yapmışlar. Ha bu arada bildiğiniz gibi 25 Aralık Hz. İsa’nın doğduğu gün olduğuna inanılan gün. Yani insanlar kasım sonları ile 25 Aralık tarihleri arasında durmadan alışveriş yapsınlar da hem Hz. İsa’nın doğum gününü kutlasınlar hem de yeni yıla mutlu girsinler diye. Oysa 2017 yılında 24 Kasım öğretmenler gününe denk gelen bu güzel cuma gününde, dehşet indirimler yapan mağazaların hiçbirinin Atatürk’ün 1928’de başöğretmenliği kabul ettiği anı hatırlamayıp öğretmenlerimize özel indirimler yapmaması da ironik bir durumdur.

İnsanoğlu garip bir varlık. Sen ne dersin?

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir