"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hayalimdeki ben

Yaşım 43. Geçmişe gidiyorum ve 10 yaşındaki beni görüyorum. Yanıma gidip merhaba diyorum. 10 yaşındaki ben şimdiki bene şaşkınlıkla bakıyor. Kim bilir aklımdan neler geçiyor o anda. Ne geçerse geçsin. Küçük benin gözlerinde ışık görüyorum. Geçmemiş yılların henüz söndüremediği o ışık. Çamurlu ellerini görüyorum. Pinokyo bisikletinin gidonuna da bulaşmış. Belli ki yüzünü de silmiş çamurlu elinin tersiyle.

“Bak aslanım” diyorum, “ben senim, sen de bensin.” ilgisini çekiyorum küçük benin. Meraklıydım o zamanlar. Uzay yolculukları, dünya dışı yaratıklar falan heyecanlandırırdı beni. Bilim kurgu bugünkü kadar gelişmiş değildi ama kara şimşek filan izlemek için sokaktaki oyunu bile bırakırdım. Küçük ben daha olayın farkında değil. Kafasını fazla karıştırmak istemiyorum. “sana söylemem gereken bazı önemli şeyler var” diyorum. “ben senin geleceğinim. Gelecekten geliyorum. İşte sen ben olacaksın. Senin şimdi bilmediğin şeylerin hepsini ben yaşadım. Bazı yanlışlar yaptım. Bazı şeyler eksik kaldı. Gelecekte büyümüş olduğum için bazı gerçekleri daha iyi anladım. Şimdi sen bu yanlışları yapma. Benim eksik olduğum tarafları kapat. Böylece ben de farklı ben olacağım.”

10 yaşındaki beni iyi tanıyorum. Bu konuşmanın aramızda sır olarak kalacağını biliyorum. Benden 9 yaş küçük babama ve 11 yaş küçük anneme söylemeyeceğini biliyorum. Konuşmasına ya da soru sormasına fırsat vermeden söze devam ediyorum. Ondan bir müzik aleti çalmayı öğrenmesini istiyorum. 43 yaşımda eksikliğini en fazla hissettiğim kusurum bu olsa gerek. Hangi enstrüman olduğu önemli değil. Piyano, gitar, bağlama, keman, ne olursa. Sonra kitap okuması gerektiğini söylüyorum. Çocuk romanlarını ve dergileri okuduğumu biliyorum ama bunların gelecekte bana fayda sağlamadığını anlamışım demek ki. Dünya klasiklerini, Türk edebiyatı klasiklerini oku diyorum. Sonra yaşın ilerledikçe dünya tarihine yön vermiş büyük insanların eserlerini ve hayatlarını oku diyorum. Atatürk’ü örnek gösteriyorum. Bunları anlatırken sanki karşımdaki ben değilmişim gibi davrandığımı hissediyorum. Oysa ben o yaşlardayken asiydim. Başıma buyruk olmayı severdim. Benden ne istense tersini yapmayı tercih ederdim. Mesela babam test çözmem için beni odaya kilitlediğinde kız kardeşimden cevap kâğıdını kapının altından atmasını isterdim. Yapmazsa döverdim. Oysa şimdi ne çok seviyorum onu.

O an boşa uğraştığımı anlıyorum. Daha 10 yaşında bir çocuğum ve gelecekteki ben gelmiş bana öğüt veriyor. Tam da tavsiyeleri dinleyip hayatıma şekil verecek yaştayım ya! Söylediklerimi unut deyip ayrılıyorum küçük benin yanından. Zamanda başka bir sıçrama yapıp 18 yaşıma gidiyorum.

Şimdi daha iyi. Ergenliği atlatmak üzere olan genç ve yakışıklı beni görünce gözlerim doluyor nedense. Şimdi dökülmüş olan saçlarım bir aslan yelesi gibi yerinde duruyor. Vücut dimdik. Göbek yok, yağ yok. Arkadaşlarımla futbol oynayan kendimi uzun bir süre izliyorum. Maç bitince eve dönmek üzere yürümeye başlayan genç benin yanına yaklaşıp merhaba diyorum. Artık aynı yaşta olduğumdan babama benzetmiş olacak ki “baba?” diyor ama sonra durup yüzüme dikkatlice baktığında kafası karışıyor. Her şeyi anlatacağımı söylüyorum ve eve doğru yürürken yolda bilmesi gereken her şeyi anlatıyorum. Arada hangi müzik aletini çaldığını soruyorum. Hiçbirini diyor. İçimden 10 yaşındaki benin beni dinlemeyeceğini biliyordum zaten diyorum.

Taşı sıksa suyunu çıkartacak yaşta olan ben şimdiki beni dikkatlice dinliyor ama gelecekle ilgili çok da soru soruyor. Hayat, kızlar, gelecek, memleket, evlilik konularında ben tavsiyelerde bulundukça genç ben de merak içinde öğrenmek istiyor. Ne güzel dönemdi diye düşünüyorum. Hormonlarım tavan yapmış. Sorumluluk bilincim gelişmemiş, dünya benim etrafımda dönüyor. İstediğim zaman istediğim şeyi yapmakta özgürüm. Özgüven patlaması yaşıyorum. O zamanlar hayat bana çok uzun gelirdi. Hâlbuki o kadar da kısaymış ki; şimdi geriye dönüp aynı hayatı farklı boyutlarda tekrar tekrar yaşamaya çalışıyorum. Anlatacaklarım bittikten sonra “bak” diyorum, “ben şimdi ortadan kaybolacağım ve sen hayatı yaşamaya devam edeceksin. Seçimler senin elinde. Asla başkasının hayatına müdahale etmesine izin verme. Annem ve babam olsa bile. Ne yapmak istediğini bil ve onu yap.” sonra veda edip bu güne dönüyorum.

Güneşin parlaklığı perdeyi delerek odaya doluyor. Eşim çocuklara kahvaltı hazır diye sesleniyor. Haydi, babanızı kaldırın. Hiç bu kadar uyumazdı. Kahvaltıya gelin diyor. 43 yaşındaki ben ise o uykudan hiç uyanmak istemiyorum.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir