"Enter"a basıp içeriğe geçin

10 Kasım

İlk yazı. Bugün 10 Kasım. Atamın son nefesini verdiği günün üzerinden 79 yıl geçti. Anıtkabir’e gittim. Saygı duruşu için boru çalarken ben dua ettim içimden. Allah’a şükrettim onu bize verdiği için. Şükrettim, hür irademin elimden alınmadığı ve aramızda kimse olmadan kalbimden geçenleri onunla paylaşabildiğim için. Varsa günahlarını affetmesini diledim. Atamın bize bıraktığı cumhuriyet değerlerini korumakta onun yarısı kadar bile çaba göstermediğim için beni affetmesini diledim. Çalışmadan, üretmeden, emek vermeden kazanma fikrinin insanı çaresizce uyum sağlamak zorunda bıraktığı düzene alet olduğum için af diledim.

Bir zamanlar Türkiye

İlkokul sıralarında yerli malı haftası yaparken öğrendiğim, dünyanın kendi kendine yetebilen 7 ülkesinden biri olduğumuzu hatırladım. Türkiye tarım ve hayvancılık ülkesiydi. O zamanlar Trakya endüstri alanı değildi. Mesela çorlu küçük bir ilçeydi. 1 tane sineması vardı. Etrafı uçsuz bucaksız tarlalarla kaplıydı. Şimdi samanı, eti, mercimeği, buğdayı başka ülkelerden satın alıyoruz. Atamın kurtuluş savaşı sonunda 1923’te kurduğu ve 15 yıl sonraki ölüm anına kadar emek vererek yükselttiği ülkemin bu hale geldiği gerçeği yüzüme bir tokat gibi vurdu. Türk milleti çalışkandır derken aslında mesaj veriyordu millete. Çalışın diyordu. Çalışmadan, ter dökmeden bu iş olmaz diyordu. Bugün bizi topla tüfekle esaret altına alamayanlar yarın para ile alırlar yoksa diyordu. Biz anlıyor muyduk?

Hangi saygı duruşu

Saygı borusu çalmaya devam ediyor. Avludaki binlerce insana bakıyorum. Kimse kımıldamıyor. Saygı borusu kalabalığı tek vücut haline getirmiş görünüyor. Ti sesi insanın iliklerine işliyor. Nedense atamın bağımsızlık benim karakterimdir sözünü hatırlıyorum. Sorgulama moduna geçiyorum. Atamız ve şehitlerimiz için 1 dakikalık saygı duruşu ve istiklal marşı. Saygı duruşuna takılıyorum. Düşünüyorum. Türklerin tarihinde saygı duruşu var mı? Bildiğim kadarıyla yok. Müslümanların kültüründe var mı? Yine yok. Atatürk zamanında uygulaması var mı? Yok. Bu boru konusunu daha önce de düşünüp araştırdığımı anımsıyorum. Hafızamı zorluyorum ve üzülerek hatırlıyorum. Kahroluyorum. Bu sesin aslı “military taps” parçasıdır. 1953 yılı Amerikan yapımı “From here to eternity” isimli filmde geçen müzik parçalarından biri. Bestecisi Daniel Butterfield adında bir adam. Bu adam Amerikan iç savaşında bir general. İşte bu da o parça:

Her 10 Kasım’da, her 29 Ekim’de, her 23 Nisan’da, her 19 Mayıs’ta, her 30 Ağustos’ta, her resmi törende Atatürk’ü, onun silah arkadaşlarını, şehitleri bir Amerikan ağıtı ile anıyoruz. İronik mi buldun? 1953 yılı sana neyi hatırlatıyor? Kore savaşı ne zaman oldu? Haziran 1950- Temmuz 1953 arası. Türkiye bu savaşa ne zaman katıldı? Ekim 1950’de. Peki, Amerika’nın antikomünist hedefli bir ekonomik yardım paketi olarak sunulan, gerçekte milli üretimi yok ederek bizi Amerikan araç, silah ve malzemelerine bağımlı hale getiren ünlü Marshall planı ne zaman uygulandı? 1948-1951 yılları arasında. Atatürk’ün milli üretim temeline oturttuğu büyüme politikası, ölümünden sonra 10 yıl devam etmiş ve sonra kendi elimizle ipi boynumuza geçirmişiz.

Marshall yardımı ile kırılma anı

O anı yaşa. Hissetmeye çalış. İkinci dünya savaşı bitmiş. Akıllıca bir kararla savaşta tarafsız kaldığımız için Atatürk’ün on yıllarca süren savaşlarda bitap düşmüş millete miras bıraktığı altyapı gelişmeye devam ediyor. 1 Türk lirası 1 Amerikan dolarına eşit. Hiç dış borç almamışız. Mühimmat fabrikası, şeker fabrikası, gölcük tersanesi, uçak tamirhanesi, çimento ve dokuma fabrikaları, telsiz telefon şirketi, merkez bankası, iş bankası, devlet istatistik enstitüsü, bakanlıklar, hidroelektrik santralleri, otomobil montaj fabrikası, tabanca ve havan üretim tesisi, Türkkuşu ve bunlar gibi onlarca devlet kuruluşu üretiyor, ülke ekonomisini kalkındırıyor. Sonra birden Marshall yardımı geliyor. O dönemki devlet yöneticilerinin vizyon sahibi olmaktan uzak, şahsi menfaatlerini devletin ve milletin menfaatlerinden üstün tutan zihniyetlerinin sonucu olarak planın altına imzayı atıyoruz.

Yeni kapitalist düzen

Milli imkânlarla üreten Türkiye üretmeyi gerekli bulmuyor ve hazır Amerikan mallarını yemeye başlıyor. Dünya bankasına 50 milyon dolar borçlanıyor. Borç borçla kapatılmaya çalışılıyor. Faizler borçları aşıyor ve sonrası malum. Milli üretim ile sanayi kalkınma hamlesi başlatan o zamanın tarım ve hayvancılık ülkesi Türkiye, Marshall planı yemini yutuyor ve sanayiden vazgeçerek özüne, yani tarım ve hayvancılığa dönüyor. 80 ihtilaline kadar bir sağa bir sola savrulan memleket, Özal döneminde kapitalist düzene kapılarını ardına kadar açarak sanayi üretimine doğru kanat kırıyor ve tarımdan uzaklaşarak dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri olmaktan çıkıyor. Bu da bir başka ironik durum değil mi?

1 dakika dolmak üzere. Saygı borusunun sonuna yaklaştığımızı biliyorum. Zihnime kazınmış bu sesin melodisine ne kadar da alışmışım meğer. Amerikan iç savaşında ölenler için ağıt yakan Amerikalı generalin bestelediği parçanın, “bağımsızlık benim karakterimdir” diyen atamın mezarı başında kulaklarımıza dayatılmasının verdiği acı ile bu kez sabır ve güç diliyorum Allah’tan.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir